Sosyal Hayatta “Sosyal Fayda” yaratmak üzerine….

Bu dönem hepimiz evlerimizdeyiz ama fiziki olmasa da hala sosyaliz!!!  Dijtal dünyanın bize sunduğu nimetlerden faydalanıyoruz ve her türlü bilgiye erişim şansımız var.

Bu ara düşünmeden edemediğim bir soru da “ya bu karantina süreci seksenlerde olsaydı? Bu kadar sosyal olabilir miydik?”  İnternetsiz bir dünya!  Eğitim, alışveriş, iş hayatı…. Düşüncesi bile zorlayıcı… Belki bir şekilde çözümleri olurdu ama bu kadar hızlı olmayacağı kesin.

Bu dönem  biraz da bugüne kadar heybemize attıklarımızı ortaya döküp, değerlendirme ve düşünme şansı yakaladığımız herkes için önceliklerin değiştiği bir dönem. Egoların, hırsların dışında insan olmanın gereklerini kavradığımız,  sağlığın değerini anladığımız, karşımızdakine daha anlayışla bakmayı öğrenmeye çalıştığımız,  çevrenin, doğanın, hayvanların insanlar evlerindeyken nasıl bir tepki verdiğini hepimiz izliyoruz. Bu iletişim tarafında da etkilerini gösteriyor. Daha pozitif, fırsatçılığa izin vermeyen, iyiliği alkışlayan bir tepkime görüyoruz genel olarak.

Markaların iletişimlerine baktığınızda da bunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Sosyal fayda üzerine kampanyalar arttı, bu kampanyalar sosyal medyada reklamsız da olumlu tepkiler alıyor, konuşuluyor, alkışlanıyor. Reklam harcamaları ile elde edemeyeceğiniz itibarı bu dönem yapılan sosyal sorumluluk projeleri yakalamak mümkün. Buradaki en önemli nokta bu projelerin sürdürülebilir olması.

Elimizdeki güçleri doğru iş ortakları ile birleştirip toplumsal fayda yaratmak hiç de zor değil. Burada ihtiyacı doğru belirleyip çözümü tek seferlik değil, sürdürülebilir kılacak şekilde proje planlaması yapmamız şart. Yoksa tek seferlik yapılan işler o anlık ihtiyaca cevap verir aynı ihtiyaç tekrar oluştuğunda tekrar başa dönersiniz bunun yerine bu işi üretim yapan bir fabrika gibi düşünmeliyiz. Bunu kişilere bağımlı değil fonksiyonlara bağımlı şekilde kurgulamalıyız aynı iş planlamada yaptığımız gibi.

Markaların Kurumsal İletişim Birimlerinin Marka itibarından sorumlu birimler olarak konumlandığını düşünürsek bu birimlere büyük görev düşüyor. Sosyal Sorumluluk projeleri üretmek ve sürecin yönetilmesi tarafında en büyük görev onlara düşüyor. Artık iletişim ajanslarının da sosyal sorumluluk projesi üretme tarafında markalara daha fazla yönlendirme yapacağı ve proje önerileri geleceği bir dönem olacağını düşünüyorum. Bunun örneklerini de görmeye başladık ki bu oldukça sevinidirici.

Yeni nesil gerçekten sosyal fayda konusunda duyarlı ve çok hızlı harekete geçiyor. İyiyi alkışlıyor kötüyü de hemen cezalandırıyor elindeki sosyal media gücü ile. Bu güç hiç de öyle yabana atılacak bir güç değil.

Hadi biraz kendimizden çıkıp etrafımıza bakalım, ihtiyaçları görelim, küçük hareketlerle büyük ve kalıcı etki yaratacak adımlar atmayı deneyelim. Kurumsal Sosyal Sorumluluk projeleri için  çalıştığımız kurumlara itici güç olalım.

Dünya ve insanlık için fayda üretecek işlerin çoğalması dileği ile,

Sevgiler,

Başak Yapıcı

Socia’Lead Creative

Managing Partner